düşyografya
1
kirliyim herhangi bir sokağı gibi ankaranın
ve çıkmazlıklar yüzümde
ay sonu / ay başı ağlayanlar falan
makyaj aynasında bir kadının durduğum zaman
bunalımlar ters ve sahipsiz ve betimlenemeyecek kadar ağır yaralı
herkes yorgun / herkes hep bir şey beklemekte
içim / içim eski bir otobüs sırası / misal terledin
kim tutacak ezberinde acısını...
hepimize garabet nöbetleri şimdi
bıraktığın yerden mi devam edecek sanıyorsun hayatı
kayıyor ellerim kayıyor ince narin bir tenden aşağı
kirliyim / ankaranın herhangi bir makam orospusu kadar
ve hep daha fazlasını istiyorlar adamdan
hep olağandan ötesini arıyorlar nüfus cüzdanımda
cinayet bu / cinnet ve / bu
herkes önde ve herkes ileri
herkes aynı belediye çukuru
seçim sonrası ankara sokaklarının uğultusu herkes
ve hep içimizde unutulan -18 yaş suskunluğu
iki dudak arası kadar uzak işte herşey birbirinden
ve hep farklı ıslaklıklar... / ıskalanmış umutlar...
sınavlar / sıralanacaklar / ayrılacaklar / hiç bir olmayacaklar
sorular falan şimdi bu şehir / memurlar / memnunlar / suçlular falan
yanağında bir telkin duruyor hep kimle elele girsen bu sinemadan
ve kiminle aynı koltuğa sığmaya kalksan falan
hep acı...hep
içimde bir yangın tütüyor
kaçırılacak ne varsa imanımdan
ve ilk kurtarılacak şiirler
yetişin çocukluğuma
yetişin / herkes ileri / herkes masum / herkese lazım sözcüklerimin tabutu
...
12:00 - 13/5/2008 - yorum (1) - yorum yaz
santrifüjör yaşam replikleri
santrifüjör yaşam replikleri
hayat bu
mutlulukla yerçekimi arası
kayıyor zaman parmakaralarından
ince narin bir duvara daha ismini düşüyorlar
sert ve laikçe...kimliksiz yüzüm parantez içi
ve yerde bulunmuş sonra tekrar yere atılmış ne kadar aşk hüviyeti varsa
kaç kaldırımsa buradan istanbulun kapalı bir sokağı
kapalı anlamlar altında sevişiyorsa daha ilk kez toy bir orospu
hayat bu
umutla ilahi bir adalet arası...amin diyemeyecek kadar da kafir değildir
güneş
oysa dua etmeyeli çok oldu
duasızlıktan ölünmez elbet...ama hiçsizlik öldürür adamı arada bir
...hiçbirşeysizlikse hep
taklitten ibaret metropol sözcükler ve hep ona yakışırmış gibi deniz
hangi his hangi kalabalık hangisi nötr bir element
tarihin tarihi atılmamış bir semtinde...
hangi savaş daha manalı...şimdi sol bir yürüyüş ve sağ bir komplikasyonsa yaşam
hayat bu
temiz su temiz çorap ve temiz atlet ve temiz bir adalet gerek şehit olacaklara
babasız doğacaklara ve de...
hayat bu
zamanla mekan arası
cebinde taşıdığın bütün amerikan sigaralarının
veremediği tadı verecek kadar cesur bir yaratanın tekelinde...cebimde eski bir
şehir...
doğmadığım bir vakitte doğmuş gibi yapıyorum
bir şiirin katlinden sorumlu
bir şiirin katlinden sorumlu
evet bir şiirin katli bu
hayat bu...
tutunmak istediğin şeyi biliyorum
yapma böyle
kime sitem etsen ben oluyor ve beni anımsatıyor hala
kimi istesen...
yutkunmak zorunda olduğunu biliyorum
yüzünden yüzüme bir tramvay hattı hayat
hala eski bir gökkuşağı
unutulmuş tramvaları süslendiren
peyzaj bir hasret bu
yüzün kahverengi ve yakın bütün devrimler uzak bir şehre
yakın bütün kitapları
dokunduğum bütün kadınları yakın
ezberimde duruyor hala sözcükler...
pardon diye başlıyor bütün kibarlıklar
pardon dünya
fazla bastım üstüne
...
hayat bu
ve su
ayna ve
ve terimler her biri biraz daha parametrik
her biri daha devrimsel...
hayat bu
yüksek faiz alçak ölüm...
yetmez mi süründüğün
yetmez mi...
yetişmek istediklerini biliyorum
yetinmek zorunda olduklarını da
rüyanda ne görüyorsun biliyorum
ne ile uyandığını da her sabah...
hayat bu...
günde üç öğün suda eriyen cinayet
sonra akşamları yatmadan önce dilatı intiharları
şiirler katledilmiş
şiirler katledilmiş
evet hayat bu
bir şekilde şiirlerden bahsedilmiş bir yerlerde
bizden önce...
yükseklikten korkuyorsun
ne yana gitsen alçaklıklara alıştığın için
..hayat bu
mesele bu
bu işte
yüzümü biliyorsun
eski bir gökkubbe
eski bir marş ihtilal öncesi
şimdi bir gökdelen daha
ve eski bir erkek çocuğu şimdiki travesti...
hayat bu...
nedenleri sorgulamaktan
ve hep nedensiz kalmaktan başka yaptığımız yok
hayat bu
...
bu hayat...ve sosyalist karıncalar
kapitalist aslanlar ve de
hayat bundan ibaret
ve soğukluğun
ve soğukluğun
bir cenaze tabutu
ve tebessümlerinin soluğu
umut
umut
umut bu...
ve "sadece yaşamak için
bütün fizik kurallarını ihmal etsem de
ihmal edilemiyor yokluğun"du hayat
evet bu...
23:00 - 10/5/2008 - yorum (3) - yorum yaz
şehir*sen
şehir*sen
sabaha doğru tenhalaşınca gözlerim
duvar duvar bitince yüreğimde bir yetim
alır başını gider şehir...
kurak bir iklime mülteci düşmüş bir rüzgardır dudaklarım
kubbe kubbe çınlıyor kulaklarımda
sisin...
ve her bir yanımda dudak izin...
paldır küldür düşüyorum bak ellerimden
ruhlar da kayıp gidermiş şehirden ve senden
bil ki
gecelerine gökkuşağı çizdiğin adamımdır
bunca geceyi sırtında kambur eden..
ve
akranımdır
benim
yalnızlık
yazılmamış kalemlerim misali...
senden
ve şehirden...
yastıklarım hırsızdı hep
saatli bombalar misali
vakti gelince hayallerinden
büyük bir kelime savaşı döküyordu dizelerime
gözlerin...
ve hece hece tüketmek seni
biteceğin günü sayıyorduk
şehir
ve ben...
yüreğine aykırı bir sevişmede
buğulu haykırışları bırakıyordun oysa sen..
ve
üstüme yıkılacak bir karanlık soluyordun bedenimde
şantiye mekanlar seçiyordum anılarıma her zaman
aklıma ne zaman sen gelsen...bir şehir duruyordu bakışlarında
ve gideceğin güne yazıyordum
ölü heyecanlarımı devrik bir hikayede..
ve şehri besliyordu yanakların
al al bir cennet misali
girip durdukça haylaz çocuklar gibi yüreğine
ellerim titriyordu..ve kim hissetse sesini
ölüyordu bu şehirde...
gideceğin güne yazıyordum
seninde beni sevebilme ihtimallerini devrik bir hikayede...
yok yok altı üstü bir şehir bu...
zamanı geçmiş
rüzgarlara boyun eğmiş
dolaştıkça dillerde aslını kaybetmiş bir hikayedir
bu şehir...
ve altı üstü bir gecedir ölüm...
ve olsa olsa yine beni savurur denize
gözlerin
ve şehir...
14:30 - 7/5/2008 - yorum (2) - yorum yaz
| Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa |


